DOLAR
13,6732
EURO
15,5807
ALTIN
784,51
BIST
2.005
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Cuma Sağanak Yağışlı
18°C
Cumartesi Çok Bulutlu
17°C
Pazar Sağanak Yağışlı
16°C
Pazartesi Sağanak Yağışlı
14°C

Hilal Çatak

8 yıl önce kaybolmuş ve 4 yıl önce hayatı alt üst olmuş bir kadınım ben. 8 yıl önce kaybolduğumu fark ettiğimde kendime doğru bir yolculuğa çıktım. Ben oğlum vesilesi ile bir anne ve eğitimlerim ve dönüşümlerim sayesinde bir profesyonel koç ve tüm bunları yapabilmem için bana bahşedilmiş manevi hazinem rahmim sayesinde bir kadınım. Bir anne olarak işim, oğlumun kendi hazineleri ile buluşması için ona rehber ve alan yaratan olmak. Profesyonel bir koç olarak ise işim kurumların ve bireylerin zaten kendilerinde olan hazineleri keşfetmeleri için ortamlar yaratmak. Burada rehber değilim. İşim kişinin kendi içindeki bilge rehberine ulaşmasına vesile olmak.

Öptükçe Kurbağalaştırdıklarımız…

08.06.2021 14:36
0
A+
A-

Öpünce prens/prenses olması gerekmiyor muydu?

Öpücük ne zaman kurbağalaştırıyor?

Sevgiyi bazen bağımlılık ile karıştırıyor muyuz?

Yüksek iradeli bir yetişkin olmak neyle başlar?

Neden aynı şeylerin versiyonlarını yaşıyoruz?

Adaletin en az karşılaştığımız şey olması bağımlılıklarımızın hak kavramını yok etmesi mi?

Bir koç olarak, işim soru sormak. Çünkü inandığım en güçlü temel kişi, ihtiyacı olan tüm çözümlere zaten sahiptir. Eğer senin de hayatında öptükçe kurbağalaşanlar varsa bu yazı ikimiz için. Bana hatırlatma olsun sana da tüm kalbimle bir ilham.

Masal bu ya prenses kurbağayı bir öper ve kurbağa yakışıklı bir prens olur.

Bana göre bu güzel bir metafordur. Prenses bu dünyadaki güzellikleri ve iyilikleri ve kurbağa da çirkinlikleri ve kötülükleri temsil eder. Bir de öpücük var, o da sevginin temsili. Sevgi ise kötülükleri ve çirkinlikleri güzele ve iyiye dönüştürecek en güçlü evrensel şifanın adıdır.

Ve sevmek ne güzeldir. Bir insanı sevmek, bir çocuğu sevmek, vatanı sevmek, bir lideri sevmek, hatta bazen derdini sevmek.

Sevince sadece sevdiğimiz değil, önce biz güzelleşiriz, daha çok anlar ve sonsuz olasılık dünyasına daha yakın oluruz. Soruna değil, çözümlere odaklıyızdır. İçimiz böyle bin tane kelebekle dolarken dışımız da güzelleşir, cildimiz parlar ve daha çok gülümseriz. Sevdiğimiz şey, inandığımız tüm güzelliklerin tüm değerlerin timsalini haline gelir. Gözlerimiz ona değdiğinde, kalbimizin de, gözümüzün bebeği de, ışıldar.

Sevgi şifadır dedik. Peki bu şifa nasıl bir şifadır. İçten bizi böyle güzelleştirirken, sevdiğimizi de maksimum potansiyeline ulaştıran bir şifadır. Sevileni daha cesur, daha öz güvenli, değer yaratan ve değerli kılan haline getirir. Tüm bu özellikler birleşir, sevilmek göz bebeğinde ışık olur, sevdiğimizde biz de ışıldarız.

Ütopik bir masal gibi ama değil. 4 yıl önce oğluma “atipik otizm” teşhisi konduğunda içinden sevgi ile geçtik ve şimdi oğlum kendi yaşıtları aynı zihinsel ve bedensel becerilere sahip bıcır bıcır bir çocuk.

Diyelim bir çiçeği sevdik, sevgimiz çiçeğin ihtiyacını öğrenmeye ve onu her geçen gün daha güzel bir çiçek haline getirmeye yarıyorsa sevmek oluyor değil mi? Diyelim ki çiçeği sevdiğimizi söylüyoruz, çiçeğe fazla su verdiğimizde ya da su vermeyi veya güneşe koymayı unuttuğumuzda-doğal olarak onu anlamayı atladığımızda- önceliğimize almadığımızdan kuruyorsa sevmek oluyor mu gerçekten? Ve birini, bir çiçeği ya da bir kuşu anlamak için ilk anlamamız gereken kimdir güzel insan?

Evet haklısın, tabi ki kendimizi!

Çünkü kişinin dış dünya ile kurduğu iletişim, kendisiyle kurduğu iletişimin aynasıdır.

Koçluklarımda duygusal ilişkiler çoğu kez gündemimiz olur. Kişi özgüvenini kaybetmiştir, kafası olduğundan daha karışık hale gelmiştir, hayatı allak bullak olmuş tüm hedeflerinden ve hayallerinden uzaklaşmıştır ve yine bazen tüm bunları anlattıktan sonra eklemiştir bizi sevgi bir arada tutuyor! Ve ben o an hep sorarım, peki senin için sevgi ne demek?

Sonra yaşadığı durumun sevgi olup olmadığını hakkında düşüncesini tekrar sorarım.

Genelde bu sevgi değil bağımlılık derler, zaten her zaman gözlerinin önünde duran şeyi tekrar fark etmişçesine. Birbirinden hiç haberdar olmayan, başka kültürde ve hatta dinde doğmuş ve hatta başka ülkelerde olan erkek ve kadınlarda aynı durumla sık sık karşılaşıyorum. Ve bu konuşmadan sonra bazen çok hızlı ve bazen çok yavaş yine de oldukça kararlı değişimler oluyor. Çünkü kalbe ekilen her tohum çiçek açar. Zehir tohumları zehirli sarmaşıklara dönüşürken zamanla, kendini keşif için atılan erdem tohumları harika bir çiçek bahçesine dönüşür. Ve her tohum tam zamanında açar.

Yani sevgi çoğu zaman kültürden , dinden, yaşanılan ülkeden bağımsız en çok bağımlılıkla karışır.

Ve bir bağımlılık varsa ortada bir çocuk zihniyeti vardır. En temelde ya anneye ya babaya ya da bakım veren kimseya bir şekilde doyamamış, istediği sevgiyi, ihtiyacı olan şekilde alamamış bir çocuk vardır. O çocuğun bugün 15, 25 ya da 55 yaşında olması da fark etmez.

Çocuk annesine, babasına ya da bakım verenine doymaya çalışırken kurar tüm bağımlı ilişkilerini. İlişkide bağımlı olan kişilerin çoğunlukla başka bir şeye daha bağımlı olduğunu da görürüz. Bu madde yasaklı bir madde olabileceği gibi günde 3 fincanı geçen kahve tüketimi, saatlerce oynanan telefon ya da bilgisayar oyunları ya da sürekli geçmiş olayları anlatıp hüzünde kalma bağımlılığı da olabilir. Tüm bunların arasında kaybolan kişinin, aslında en temelde doymak istediği; bazen, sen “şahane bir evlatsın” cümlesi, bazen gerçek (o anda, orada ve sadece onun için) bir sarılma ve bazen sadece bir özür cümlesidir.

(Madde kullanımının sebeplerinin araştırıldığı başka bir araştırmada ailesi ile sorun yaşayan bireylerin sorun yaşamayan bireylere oranla anlamlı bir şekilde daha yüksek seviyede madde bağımlılığı yaşadığı gösterilmiştir (Akfert, Çakıcı& Çakıcı, 2009, 40-47)*

Kişi en temelde annesine, babasına ya da bakım verenine ulaşmaya ve ona doymaya çalışırken, eğer bilinçli bir farkındalık oluşturup, cesurca bir yüzleşme ile kendisine söylediği yalanlara bir son vermezse, bağımlılık evreninde her defasında daha büyük hüzünlerle, yıkıcı üzüntülerle karşı karşıya kalır.

Peki bu büyük hüzünler ve yıkıcı üzüntüler neler olabilir, hadi onlara yakından bakalım.

Diyelim ki, benim bağımlı kişi ve birini sevdiğimi zannediyorum. Çünkü henüz bağımlı olduğumu ve en temelde çocukluk dönemimde oluşan açlığımı doyurmaya çalıştığımın farkında değilim. Ne yapıyorum biliyor musunuz? Mesela söyleniyorum ama asla eyleme geçemiyorum, hüzünlerimden besleniyorum ve inanılmaz bir şekilde mağdur oluşumla ikincil faydalar elde ediyorum. Hikayemi anlattığımda insanlar üzülüyor ve dikkat çekiyorum, daha çok ağlıyor ve üzülüyor, sinir krizleri geçiriyor ya da tam zıt yönde sürekli kendimi oyalayacak bir şeyler buluyorum. Hiç durmadan ev işi yapıyor, bir işi bitirmeden diğerini düşünüyor, boş kaldığında hemen birine telefon ediyor, yani kendimle baş başa kalmamak için her şeyi yapıyor ama dönüp tekrar kendimi sevdiğimi zannettiğim kişinin yanında buluyorum.

İşte her defasında ne kadar kızıp, üzülsem de döndüğüm ya da affettiğim her an, o kişiyi giderek bir canavara dönüştürüyorum. Böylece her defasında bana karşı kullandığı şiddet türü neyse artarken, bana dönme çabası giderek azalıyor.

Hayat sebep sonuç üzerine kuruludur. Çok fazla su verirsek çiçek kurur. Denizlere tüm pisliği atarsak musilaj olur. Aslında her şeyin bir sonucu olması şahane bir şeydir. Böylece bir dahaki sefere neyi farklı yapacağımızı buluruz.

Bağımlı ilişkilerde sözde sonuçlar olurken, özde ve gerçek hiçbir sonuç yoktur

Ama işte bağımlı ilişkilerde sözde sonuçlar olurken, özde ve gerçek hiçbir sonuç yoktur. Dönüp dolaşıp kendimizi onun yanında bulur, ayrılsak bile hemen bir sonrakinde kendimizi benzer bir ilişkinin içinde buluruz, bir şey değişmez.

Ve ben bu dönüşleri, doymaya çalıştığım şeyin korkuya dönmüş halinin görünen bir çıkarı için yaparım. Çıkar mesela, birlikte uyumak olur, el alemin ağzına sakız olmamak olur, benliğim bütünleştiyse eğer zaten onsuz ne yapacağımı bile bilmememden olur. Ve hepsinin altında bir korku olur. Günün sonunda gittikçe azına razı olurken, üzüldüğüm tüm hareketleri aklamış olurum. Yani sevgiden sandığım öpücükler gittikçe daha çirkin bir kurbağa yaratır hayatımda.

Eğer ruhum kendi yalanlarını duyup öz farkındalığa uyanmadıysa aynı şeyi yavrum için yaparım.

Yavrumu sevdiğimi söyleyerek bağımlı bir ilişki yaratabilirim. Mesela eğer buradaki bağımlılığın altında, çoğunlukla olduğu gibi, başarısızlık korkusu varsa tek derdim çocuğumun sınavdan aldığı puanlar olur.

Bana nasıl hitap ettiği, çevresindekilere nasıl davrandığı ancak konu akademik başarısına etkileyecekse benim için önemli olur. Onun dışında aynı sevdiğimi düşündüğüm kişiyle olduğu gibi yanımda kalması adına gözden çıkardığım her şey gibi, başarılı (!) olması adına nasıl biri olduğunu gözden çıkarırım. Bunun sonucu olarak başarılı (!) olması için verdiğim tüm öpücükler yani karşı çıkmadığım tüm hareket ve davranışlar ve halı altına süpürdüğüm tüm olumsuz durumlar ile karşımda dünyanın en şahane mucizesinden çirkin mi çirkin bir kurbağa yaratırım.

Bu kurbağanın artık “hak” diye bir değeri yoktur. İstemeyi bilir ancak hak ediyor muyum? düşünmez. Aynı annesi olarak benim başarılı olmasını istemem ama hak etmesiyle pek ilgilenmemem gibi. Ve ben yine haklı çıkmak, o çocukluğumda beni esir alan açlığın yok olması adına “Sen çirkin bir kurbağasın, gerçek başarı erdemli bir hayat yaratabilmek, bunun için hak etmek, gayret etmek ve faydalı olma değerlerine sahip olmaktır.” diyemem ve “Tüm sorumluluk benim, bunu ben yarattım.” da diyemem.

Oturur artık başa çıkamadığım kocaman ve çirkin kurbağaya bakar ağlar ağlar dururum. Sistemi suçlarım, annemi suçlarım, babamı suçlarım, öğretmeni ve okulu suçlarım, ve kendimi aklarım. Kendimi akladıkça içimde çirkinleşerek büyüyen kurbağa, hastalık olur, ağrı olur, sızı olur vıraklar.

Tüm bunları nereden mi biliyorum? İlk günden beri bana yalan söyleyen biriyle evlenip, her yaptığını nasıl olsa düzelir diye güya anlayış göstererek, her gün aşık olarak yanında uyandığım adam, 16 haftalık bir çocuk kaybettiğimiz aynı hafta, oğlumuza da otizm teşhisi konduktan sonra, oğlumuzun daha iyi olmasının bir şansı olması için işimizden ayrılıp Aydın’a taşındığımızda, tazminat olarak aldığım para bittikten hemen sonra, tek bir cümle etmeden valizi toplayıp kimseyi tanımadığım bir şehirde kucağımda 2,5 yaşında bir çocukla beni beş parasız bırakıp gittiğinden biliyorum.

Tüm bunları o yapmadı. Tüm sorumluluğu üzerime alıyorum. Kendimi nasıl seveceğimi bilmediğimden, sorunları görsem de kendimi o sorunlardan daha değerli görmeyen “ben” yaptım. O da beni aynaladı. Gittiği için kendimi buldum, böylece oğlumu buldum, çok mutluyum.

O Kanada’da her zaman oğlumun yakışıklı babası olarak kalacak, çok mutlu. İyi ki karşılaştık ve evlendik ve iyi ki beni bırakıp gitti! Çünkü ben gidemeyecektim. Teşekkürlerim ona. Sonsuz teşekkürlerim ise ben yapamadığımda benim yapamadığımı ona yaptırtıp alt üst olan hayatımın altını üstünden güzel yapan Allah’a.

Sevmek, Alan Açmaktır

Sevmek; anlayış göstermektir, sevmek alan açmaktır ve sevmek yeri geldiğinde en sevdiğin bile olsa yanlışa tüm cesaretinle bu yanlış diyebilmektir. Sürekli adaletten bahsediyoruz. Hepimiz adalet istiyoruz. Kendimize adil olup doğru ya doğru yanlışa yanlış diyemediğimizde ise adaletsiz bir iç dünyanın yansımasıyla adaletsiz bir dış dünya yaratıyoruz.

Mesela sevdiğimiz şey, bu sefer partimiz olsun. Eğer parti ile bağımlı bir ilişki kurduysak, haksıza haksız diyemeyiz bile. Sonucu kendimiz dışında nesilleri ve geleceği karartacak olsa bile, içimizde oluşturduğumuz çirkin kurbağa her adımında onu aklamak için vıraklar ve bu akladığımız kişi kontrolsüz bir güce kovuşturduğundan dünyanın en çirkin kurbağasına dönüştürür.

Oysa inandığımız dinde, adaletin tam yerine getirilebilmesi için insanın en yakını olan anne ve babasının ve yakınlarının aleyhinde bile olsa adaletten ayrılmaması gerektiği kesin ve net olarak belirtilmektedir. (Nisa:135)

Oysa biz sevdiğimizin tüm haksızlıklarını aklıyoruz, bir kavgada çocuğumuz haksız olsa bile aklıyoruz, inandığımız parti haksızlık yaptığında, ben bu partiyi seviyorum yine de adalet ve insan olmanın gereği bu yapılan haksızlıktır diyemiyoruz.

Ne yaparsa yapsın öptüğümüzden çirkin kurbağalar yaratabiliyoruz, önce içimizde sonra hayatımızda!

Önce tüm sevginle kendini öp güzel insan.

Kendini acımazsızca yargılamadığında daha iyi yapman gereken şeyleri görebileceksin. Çünkü sürekli kendimizi yargıladığımızda sistemimiz bunu kaldırmadığından kendimize yalanlar söylemeye başlıyoruz. Başkasına söylediğimiz yalandan çok daha tehlikelidir bu yalanlar. Çünkü zihnimiz yalanları gerçek sanır ve oradan çıkmak çok daha zor hale gelir.

Kendini bütün sevginle öp güzel insan ve kalbinde bir çiçek var fark et! O çiçeğe çok iyi bak. Çiçeğine dadanan zehirli otları temizle, biraz dur toprağı dinlensin çiçeğinin, nadasa bırak kendini, hiçbir şey kaçırmayacaksın söz!

Güzel tohumlar ek yanına, buda onu, açmasını istiyorsan cesaretlendir onu, başardıklarını hatırlat, başarının anlamına iyi bak ama, belki ufak değişiklikler gerekiyordur. Biraz gülün birlikte, sonra belki ağlamak gelir, tüm duygular bizim ağla onunla, sonra sil göz yaşlarını.

Birlikte küçük hedefler belirleyin, gelecek anın rahminden doğacak, ne arıyorsan anda var iyi bak ana, iyi bak bedenine, ruhuna ve zihnine. Hayat denge! Ve yüksek irade, hayatındaki dengede!

Öp kendini usulca ve sarıl kendine sımsıkı,

Bak şimdi parmak izine 6 milyar içinde senin gibisi var mı?

 

*(Adlerian theory, one of the very first theories on personality and development, views a person’s behavior as a product of his or her childhood experiences. In effect, difficult childhood experiences leave individuals susceptible to the lure of drug abuse and addiction.)**

 

Kocaman sevgilerimle,

Çok aşkla ve çok şükürle,

Hilal Çatak

Profesyonel Koç / Adler – ICF

Yüksek Performanslı Takım Koçu / Erickson – ICF

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Ebru yılmaz dedi ki:

    Kendimi buldum ve başkası için kendimi sevmekten uzaklaştığımı zaten biliyordum. Özüme dönüyorum kendimi feda etmeden sevmeyi seçiyorum. Ve onada farkındalık yaratarak önce bu yazıyı okumasını sonra onunda önce kendinin kendi sevgisinin önemli olduğunun farkına varmasını sağlayacağım. Çünkü onunda sevgileri hep fedakarlık üzerine. Onunda buna çok ihtiyacı var. Domino etkisi yaratacakmıyız bakalım. Ben ilk taşı içimde ittim..

%d blogcu bunu beğendi: