DOLAR
13,6252
EURO
15,2422
ALTIN
787,23
BIST
1.997,69
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
6°C
İstanbul
6°C
Hafif Yağmurlu
Cumartesi Az Bulutlu
6°C
Pazar Az Bulutlu
8°C
Pazartesi Çok Bulutlu
10°C
Salı Yağmurlu
8°C

Hiç kendinizi aradınız mı?

Şu insan denilen varlık, toplumsal bir varlık oldu, hele hele Jean-Jacques Rousseau’nun saptaması ile, “ilk çiti çaktı” ya, her şeyin rendi, şekli değişti.
–Hırs, kibir, kin, nefret ne var ise yeşerdi de yeşerdi.
–Oysa, yemyeşil dağlarda, ovalarda serin yellerin estiği ormanlarda boylu boyuna uzansak, yaşayıp gitseydik, ne güzel olurdu.
–Elbette çalışsaydık da.
–Hep bir gelişmişlikten, medeniyetten dem vurulur gidilir.
–Hep bir sanayileşmeden, çağı yakalamaktan söz edilir.
–Hep bütün güzel şeylerin herkese sunulmak başlar yalanlar
–Hayaller hep, elinin ucunda, ha dokundun, ha dokunacaksın diye kurdurulur yoka, yoksula.
–Umut, hep öteki dağın ardında denilir.
–Ekinler öteki güze güzel olacak, çiçekler öteki baharda daha çok açacak, havalar ileride hep güneşli olacak, aç açıkta, yokum yoksul olmayacak, kalmayacak …..
–Ve bizler de koca koca adamlar koca koca kadınlar, bu aklı kıt zeka ve akılları kendilerinden menkul zavallılar imrene imrene kanar, az sonra da içimiz yana yana, yanar gideriz.
–Şafağımızın attığını, elimizin kırılasıca olduğunu, gözümüzün açıldığını mırıldanıp dururuz kendi kendimize da, bir türlü akıllanmayız nedense.
–Sorun ne sizsiniz ne de ben. Sorun ne biziz, ne de siz. Sorun hepimizin bildiği, ama hepimizin söylediği, hep değiştirilmekten söz edilen sistem. Kuranların sistemi.
–Kurumlara, Kanunlara sözün yok da, uyanlara ne demeli. Sana, bana, ötekine falan filan.
–Anadolu’da bir söz vardır, “şafağım attı” diye.
–Bu Ülkenin şafağı attı. Hem de kim attırdı biliyormusunuz, sistem.
–Evet, sistem bu ahalinin şafağını attırdı.
–Ahali deyince de sanamayın herkesi.
–Nefesi kesilmiş, nefesi kokmuşlar değil, nefesli olanlarda selam geldi uzaklardan. Dünyanın öteki ucundan değil. Parmaklarınızın ucundan. Avuçlarınızın içinden ya da bön bön bakılan ekranlardan.
–“Ağalık” muhteşem bir duygudur.
–“Ağa” olunmaz. Ağa yapılır, ya da ağalık miras kalır. Çünkü hiç kimsenin ömrü “ağa” olacak kadar uzun, bilgisi derin değildir.
–Etrafınıza bir bakın. Bir ülke düşünün, adı “patagonya” imiş. Yolsuzluğun, hırsızlığı yasallaştığı, kılıfının uydurulduğu, çalınan minarelere, önceleri “sözde kalan” kılıf bulanın, hayata geçirildiği.
–Yollarda milyarlık arabalar, hem de işi gücü ne idüğü belirsiz, kimliksiz, kişiliksiz onlarca tipin altında. Urbalı, gözlüklü, şallı, allı, aklına ne gelir ise.
–İyi de bu değirmenin suyu nereden.
–Senden canım kardeşim diyor Nazım yıllardır, ama sen duymaz, görmezsin ki.
–Bir ülkede olan her şeyden herkes sorumludur. Olandan da, olmayandan da. Yapılandan da, yapılmayandan da.
–Bu ülkede, 2000’lerin başında “su çıkmıştı”. Bir devletli “hadeee seçime” deyiverdüğüüü”, al sana seçim.
–Bir himmetli çıkıverdi, iki kelâm etti, bir başka cambaz öteki telden, “abowwww, bu ne deyüp duruyor” deyiverdi, öteki şakşakçılar aldı birini, götürdü birlerine, yağladılar, balladılar, oyaladılar, boyaladılar al sana yeni hükümdar.
–Yarımız öyle dedi, yarımız böyle ama sadece söylendi, ama atlar hazırdı “üsküdarı geçmeye”, ama burnunun önünü görmeyenler, boğaza yığılan atları, etleri nerden bilsin, görsünler ki!..
–İşte sistem bu kadar dayanabildi.
–Mahsuni elli yıl önce söylemiş, beddua etmiş “Köşkün, sarayın yıkılsın/ Erim erim eriyesin/ Umudun suya dökülsün/ Erim erim eriyesin/ Çölden çöle sürünesin” diye.
–Sizlerin değil de, zindanlarda, gurbetlerde ömrü çürüyen Mahsuni’nin “ahı tuttuyor” bu ülke için.
–Evet, belki farkında değilsiniz ama, bu “ah tutuyor” nihayet tutuyor.
–Yıllardır onu dinlediniz de, sözünü tutmadınız. Yine de o siz bir kıyak daha geçiyor.
–“Mahzuni’yi sever idin/ Ona sevgilim der idin/ Candan başka ne yer idin/ Erim erim eriyesin/ Sürüm sürüm sürünesin” Evet Mahzuni’nin ahı tutuyor artık.
–Ekranlarda laf edenlerden bir şeyin çıkacağı yok. Bu “Angara”dan bir şeyin çıkacağı yok. Acaba Anadolu’da ne var ki?
–Çocuklar, o içtenlikleri ile hep doğruyu söylerler. Onlara kulak mı versem bir süre. Diyorlar ki:
–“Sen ne güzel bulursun/ Gezsen Anadoluyu/ Dertlerden kurtulursun/ Gezsen Anadoluyu”.
–Eeee bugüne kadar hep “büyükleri” dinledikde ne oldu? HİÇ!..
–Bari, çocukları dinleyeyim. Nasıl olsa, dinleyen yok!..
–O zaman, haydi Anadoluya!..
–Sedat abim, gerekenleri yapıyor nasılsa!..
İbrahim Uysal
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: