Ortadoğu’da tırmanan askeri gerilim, dünya ticaretinin can damarları olan boğazları birer satranç tahtasına dönüştürdü. Hürmüz Boğazı’nda İran ile yaşanan krizin ardından, Yemen’deki Husilerin İsrail’e yönelik füze saldırılarıyla gözler Babül Mendeb Boğazı’na çevrildi. Enerji ve gıda güvenliğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu bu dönemde, Esenyel & Partners Kurucu Ortağı ve Denizcilik Hukuku Uzmanı Av. Selçuk Esenyel, süreci hukuki ve ekonomik boyutlarıyla analiz etti.
Hürmüz Boğazı’nda “Seçici Abluka” Dönemi ve Hukuki Tartışmalar
Mart 2026 itibarıyla Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin dramatik şekilde düştüğünü vurgulayan Av. Selçuk Esenyel, İran’ın “boğazı kapatma” tehdidinin hukuki karşılığını değerlendirdi. Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) göre boğazlarda transit geçiş hakkı bulunduğunu hatırlatan Esenyel, İran’ın bu konudaki “ısrarlı muhalif” tavrına dikkat çekti:
“İran, 1982 sözleşmesini imzalasa da onaylamadı ve başından beri burada sadece ‘masum geçiş’ rejiminin geçerli olduğunu savunuyor. Ancak Corfu Boğazı Davası gibi emsal kararlar, transit geçişin bir teamül olduğunu gösteriyor. İran her ne kadar bazı gemilere izin vererek ‘seçici bir abluka’ uygulasa da, boğazı tamamen kapatması hem barış hem de savaş hukuku açısından kabul edilemez.”
Babül Mendeb: İkinci Kriz Noktası
Hürmüz’deki kriz henüz soğumadan Babül Mendeb’in ısınması, küresel piyasaları alarma geçirdi. Husilerin ticari gemilere yönelik saldırılarını değerlendiren Esenyel, bu durumun Hürmüz’den farklı bir hukuki statüde olduğunu belirtti.
-
Çatışmanın Niteliği: Husiler bir devlet değil, silahlı bir grup olduğu için yaptıkları eylemler “Uluslararası Olmayan Silahlı Çatışma” (NIAC) kapsamında değerlendiriliyor.
-
Hukuki İhlal: Bir silahlı grubun savaş ilan etmesi, ona ticari gemiler üzerinde durdurma ve el koyma gibi “muhasım haklar” tanımaz.
-
Orantısızlık: Tarafsız bayraklı gemilere yönelik saldırılar, uluslararası hukuktaki “ayrım gözetme” ve “orantılılık” ilkelerinin açık ihlalidir.
Ekonomik Veriler: Enerji ve Gıda Zinciri Kopma Noktasında
ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA) verilerine göre, deniz yoluyla taşınan küresel petrol ticaretinin yaklaşık %10’u Babül Mendeb’den, %20’si ise Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. İki boğazın aynı anda risk altında olmasının çifte sayım riskine rağmen devasa bir tehdit oluşturduğunu belirten Esenyel, şu uyarılarda bulundu:
-
Petrol ve Gaz: Sevkiyatların durma noktasına gelmesi enerji fiyatlarında sert dalgalanmalara yol açıyor.
-
Gıda Güvenliği: Sadece enerji değil, gübre tedarik zincirinin de bozulması, küresel gıda fiyatlarını tetikleyen yeni bir kriz kapıda demek.
-
Tedarik Zinciri: Gemi trafiğindeki aksamalar, sanayi üretimi için gerekli ham maddelerin ulaşımını imkansız hale getiriyor.
Ticari Sözleşmelerde “Mücbir Sebep” (Force Majeure) Çıkmazı
Bölgedeki tıkanıklık, deniz ticaretinde “mücbir sebep” kavramını yeniden tartışmaya açtı. Ancak Av. Selçuk Esenyel, her gecikmenin mücbir sebep sayılamayacağı konusunda uyarıyor:
“Mücbir sebep ilan edebilmek için sözleşmedeki klozlara, uygulanan hukuka ve olayın ifayı gerçekten imkansız kılıp kılmadığına bakılmalıdır. Sadece maliyetin artması mücbir sebep için yeterli değildir. Ayrıca İngiliz hukukundaki ‘frustration’ kavramı ile Türk hukukundaki mücbir sebep uygulamaları farklı sonuçlar doğurur.”
Uluslararası Toplumun Somut Adım Atması Şart
Av. Selçuk Esenyel, küresel güvenliğin korunması için uluslararası toplumun bekleme lüksünün kalmadığını vurguladı. BM ve IMO kararlarının (özellikle 2216 sayılı karar gibi) güncellenmesi gerektiğini belirten Esenyel, “Ticari gemilerin korunması tüm devletlerin ortak sorumluluğudur” diyerek sözlerini noktaladı.




